İslami Vahdet

İslam İnkılabı ve Zuhur Düşüncesi

İran İslam inkılabının büyük mimarı İmam Humeyni -ks- bu inkılabın zafere ulaşması ve İran’da İslam Cumhuriyeti nizamının kurulması Hz. Mehdi’nin -s- zuhurunun bir an önce gerçekleşmesi ve Mehdevi adalet devletinin kurulması için iki önemli ilke olduğunu belirtiyor ve şöyle buyuruyordu: İnşaallah İslam’ı olduğu gibi bu ülkede uygularız ve dünya Müslümanları da İslam’ı kendi ülkelerinde uygular ve dünyada zulüm ve zorbalık yok olur ve Hz. Mehdi’nin zuhuru için bir hazırlık olur.

Kurtarıcıyı beklemek tüm ilahi dinlerde söz konusu olan ve olmaya da devam eden bir bekleyiştir. İlahi dinlerde kurtarıcı düşüncesinin şekillenmesi ve dünya camiasını küresel ve ilahi kurtarıcının gelmesinin beklenmesine yol açan şey dünyayı saran adaletsizlik, kimliksizlik, çaresizlik ve yıkıcı krizlerdir. Bu durumlar beşeriyeti her zaman tehdit etmiştir ve bu büyük afetlere karşı koyamayan insanlar kurtuluşları için bir kurtarıcının gelmesini beklemiştir.

Geleceğe dönük iyimserlik ve güvenle beraber olan bekleyiş, fıtrî ve genel bir durumdur ve her etnik ve dini grup için geçerlidir. Örneğin Hindu inancında ahir zaman kurtarıcısından Onuncu Avatara adı ile söz ediliyor. Buda inancında da ahir zaman kurtarıcısı Beşinci Buda adında bir zattır ve geleceği müjdelenmiştir ve budistler de onun gelişini beklemektedir.

Zerdüştilere göre dünyanın kurtarıcısı Suşians gelecek ve dünyayı kurtaracaktır. Zerdüşt’ün öngörülerinin yer aldığı Camasbname’de şöyle deniliyor: Suşians dini dünyada yaygınlaştıracak, yoksulluğun kökünü kurutacaktır. Tanrıyı şeytanın elinden kurtaracak, dünya halkını hem düşüncede, hem sözde ve hem amelde bir edecektir.

Yahudilerin dini kitaplarında da sürekli vadedilen kurtarıcıdan söz edilerek gelmesi müjdeleniyor. Tevrat ve İsrailoğullarının diğer bazı peygamberlerinin kitaplarında Maşih adında büyük bir liderin zuhur edeceğinden söz ediliyor.

Hristiyanlık inancın da dünyanın ve insanın geleceğine iyimser bir bakışla aslında Hz. İsa’nın kendisi olan kurtarıcının zuhur etmesini müjdeliyor ve bu zuhurun bir sürü doğal ve semavi ve yerde de siyasi ve sosyal gelişme ile beraber olacağını belirtiyor.

İslam dini, son ilahi ve en mükemmel din olarak vadedilen kurtarıcı konusuna diğer dinlere nazaran daha fazla önem vermiştir. Müslümanların düşüncesinde bekleyiş, İslam Peygamberi’nin -s- soyundan gelen evlatlarından biri olan ve Mehdi adı ile ün yapan birinin zuhur etmesi ile birlikte son buluyor. İslami çeşitli mezheplerin tüm hadislerinde İmam Zaman’ın -s- zuhuru, zuhura zemin oluşturacak bir inkılabın vuku bulmasından sonra gerçekleşeceği ifade ediliyor.

İmam Bakır -s- bu bağlamda şöyle buyuruyor: Güya doğuda bir grubun ayaklandıklarını ve hakkı talep ettiklerini görür gibiyim, ancak onların talebi icabet görmüyor, tekrar isteklerine vurgu yapıyorlar, fakat muhalifleri kabul etmiyor. Hal böyle olunca kılıçlarını çekip düşmana karşı duruyorlar ve işte o zaman olumlu cevap alıyorlar, ancak bu kez kendileri tüm herkes kıyam edinceye dek bu durumu kabul etmiyorlar ve hidayet bayrağını sizin sahibinizin (yani Hz. Mehdi’nin) güçlü ellerine emanet etmeden durmuyorlar. Onların ölüleri şehittir. Eğer ben de o zamanı idrak edebilseydim kendimi bu emrin sahibine yardım etmeye hazır bekletirdim.

Şia kültüründe bekleyiş, dini ve değersel bir kavramdır ve bir iç inançtan ve amelle sonuçlanan bir saikten kaynaklanır. Bu kalbi inançla pratik eylem arasındaki bağlar çok güçlüdür, öyle ki rivayetlerde bekleyişten en üstün amel şeklinde söz edilmiştir. Bunun sebebi ise, bu inancın bekleyen insanı çok etkilemesi ve zihnini o hedefe doğru yöneltmesi ve inancını azin ve iradeye dönüştürmesidir. Bekleyiş insana umut ve aşk ve sevgi kazandırıyor, hareket etme şevki veriyor. Sonuçta insanlar ümitvar ve neşeli oluyor ve hayatı güdümlü hale geliyor, ki bunların tümü Hz. Mehdi’nin -s- büyük ve evrensel inkılabının ön hazırlığı sayılıyor.

Kurtarıcının zuhur etmesi için dünya genelinde toplumları hazır hale getirmek ve köklü değişimleri ve evrensel inkılabı benimsemelerini sağlamak üzere bazı hazırlıkları tamamlamak gerekir. Zuhur döneminde yaşanan evrensel inkılap ilahi ve semavi vaat olmasına rağmen diğer her doğal hadise ve olay gibi kendine özel bazı hazırlıkları gerektiriyor, öyle ki bu hazırlıklar yapılmadan bu denli muazzam bir hadisenin yaşanması imkansız gibi duruyor. Bu evrensel inkılap mutlaka inanç ve ideolojik bakımından güçlü olması gerektiği kadar uygulama ve sosyal alanda benimsenme bakımından da kusursuz olması gerekiyor.

İran İslam inkılabı İslam’ın asil düşüncelerini ve öğretilerini ihya etme bakımından da hiç kuşkusuz çağdaş tarihimizin en muhteşem ve en önemli hadisesiydi. İran İslam inkılabı İmam Humeyni’nin -ks- hş. 1342’de başlattığı hareketle bir nevi kıvılcım etkisi ile başladı. İran milletinin kendiliğinden gelişen bu inkılabı, o güne kadar sadece kurtarıcının gelmesini bekleyen ve kendilerinden bir şey yapmayan Müslümanları harekete geçmesine yol açtı.

İran İslam inkılabı zafere kavuşunca insanlar durgunluktan ve zulme karşı sessiz kalmaktan çıktı. Bundan sonra insanlar yeniden cesaretine ve kimliğine kavuştu ve Müslümanların arasında yok olmaya başlayan özgüven duygusu yeniden canlandı. Gerçekte İran İslam inkılabının zaferi Müslümanlara vadedilen Hz. Mehdi’yi -s- beklerken sadece yerimizde oturmamak gerektiğini, bilakis o hazreti ayakta ve hazır vaziyette beklemek gerektiğini öğretti.

Ünlü bir rivayette ise şöyle okumaktayız:

Beşeriyetin kurtarıcısı Hz. Mehdi -s- zuhur edecek ve yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak.

Bu rivayetin yanında başka rivayetler de Hz. Mehdi’nin -s- yeryüzü zulüm ve fesatla dolduğu zaman zuhur edeceğine işaret ediyor. dolaysıyla bazıları gaybet döneminde herkes ancak kendini koruması gerektiğini ve toplumu ıslah etmek gibi bir görevi veya sorumluluğu olmadığını düşünüyordu. Yine gaybet döneminde kurulan her hükümet de batıl bir hükümet olacak ve kim zulümle mücadele edecek olursa, güya zuhurla mücadele etmiş sayılacaktı.

İslam inkılabından önce rivayetlerden bu şekilde yüzeysel bir algı ve anlayış, toplumun sosyal ve siyasi şartlarına karşı bir nevi duyarsızlık ve umursamazlığa yol açmıştı. Yani herkes İmam Zaman -s- veya bilinen beşeriyetin kurtarıcısını beklemesi gerekiyordu ve o hazret gelip onları kurtaracaktı. Hatta bazı Müslümanlar kurtarıcının kıyamı ancak ve ancak zulüm ve adaletsizliklerin yayılması ile mümkün olacağına inanıyordu. Oysa zulüm ve fesadın yaygınlaşması, toplumun tüm bireyleri zalim ve fasık olması gerektiği anlamına gelmez, ya da eğer biri iyi bir amelde bulunursa zuhura aykırı hareket etmiş sayılmaz. Zulüm ve fesadın yayılmasından maksat ne tarafa bakacak olursak, orada zulmün izlerini görmektir. Bugün Yemen, Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye ve başka ülkelerde görüldüğü üzere bir kaç gaspçı rejim bölgenin masum insanlarına reva gördükleri zulüm gibi.

Ancak bu görüşten farklı olarak bazı çevreler vadedilen kurtarıcının zuhuru için zemin hazırlamak bekleyenlerin tartışılmaz görevi olduğuna inanıyor ve insanlar şayeste amelleri ile Hz. Mehdi’nin -s- zuhurunu yakınlaştırabileceğini savunuyordu; yani bu kesim bir mimar veya inşaat mühendisi bir binayı inşa ederken daha fazla çaba harcayarak binanın inşaatını daha yakın bir tarihte tamamlayabildiği gibi insanlar iyi amelleri ile kurtarıcının zuhurunu yakınlaştırabileceğine inanıyordu.

İran İslam inkılabının büyük mimarı İmam Humeyni -ks- bu inkılabın gerçekleşmesi ve İran’da İslam Cumhuriyeti nizamının kurulması Hz. Mehdi’nin -s- zuhurunun bir an önce gerçekleşmesi ve Mehdevi adalet devletinin kurulması için iki önemli ilke olduğunu belirtiyor ve şöyle buyuruyordu: İnşaallah İslam’ı olduğu gibi bu ülkede uygularız ve dünya Müslümanları da İslam’ı kendi ülkelerinde uygular ve dünyada zulüm ve zorbalık yok olur ve Hz. Mehdi’nin zuhuru için bir hazırlık olur.

İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni -ks- sürekli dünya genelinde İslam’ın hakimiyeti ve süper güçlerin elinin İslam ülkelerinin üzerinden kesilmesi için çaba harcıyordu. İmam Humeyni -ks- başlattığı hareketi vadedilen evrensel kurtarıcının kıyamı doğrultusunda görüyor ve İran İslam inkılabını Mehdevi büyük inkılabın ön hazırlığı olarak değerlendiriyor ve şöyle buyuruyordu: Yetkililerimiz şunu bilmelidir ki bizim inkılabımız İran’la sınırlı değildir. İran milletinin bu inkılabı Hz. Mehdi’nin -s- bayraktarlığında İslam dünyasının büyük inkılabının başlangıcıdır. Umarız Allah teala o hazretin zuhurunu çağımızda gerçekleştirir. İslam Cumhuriyeti nizamı ise tüm gücünü halkı en iyi şekilde yönetmek için harcamalı, fakat insanları evrensel İslam devletinin kurulmasından ibaret olan büyük hedeften vazgeçirmemelidir.

Ve son olarak söylenebilecek söz şu ki İran İslam inkılabı insanlara umut veren bekleyiş kültüründen ilham alarak 1979 yılında İmam Humeyni -ks- önderliğinde gerçekleşti. Bundan sonra da İran İslam Cumhuriyeti nizamı dünyayı hakiki kurtarıcının zuhuru için ve zulüm ve istikbarla mücadele ve İslami hükümeti kurmak ve Muhammedi -s- şeriati hakim kılmak temelinde kuruldu.

Bugün İran İslam Cumhuriyeti nizamı öyle bir konuma geldi ki İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle buyuruyor: Bizler İmam Zaman’ın -s- zuhuruna yaklaşmış bulunuyoruz. İran milleti ilahi fazl ve Hz. Mehdi’nin -s- manevi hidayetleri ile İslam medeniyetini bir kez daha inşa edecek ve İslami medeniyetin muazzam bayrağını dalgalandıracaktır. Bu, sizin kesin geleceğinizdir. Gençler kendilerini bu büyük hareket için hazırlamalıdır. Mümin ve ihlaslı güçler bu hedefi belirlemelidir. Siz gençler Allah’ın yardımları ile o günleri inşaallah görürsünüz ve bu geleceği kendi ellerinizle inşa edersiniz.

https://irangercekleri.net/iran-bilimsel-buyumede-dunya-birincisi/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı