HizbullahAnalizler

Hizbullah veya İran Siyonist İsrail’i Yok Etmek İçin Ne yapıyor?

Al Mayadeen News / Middleeastobserver

Nasır Kandil

12 Temmuz 2020

Lübnanlı ünlü siyasi analist Nasır Kandil (Nasser Qandil), Al Mayadeen TV’de yayımlanan bir programda 2006’daki “Temmuz Savaşı” ya da “İkinci Lübnan Savaşı”ndan bu yana geçen 14 yılda Hizbullah ile İsrail arasında nelerin değiştiğini ele aldı.

 

Kandil, birinci bölümde son 14 yılda iki taraf arasındaki askeri güç dengesinde meydana gelen büyük değişiklikler ve dönüşümlerden, ikinci bölümde de Lübnan’da Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu mevcut zorluklardan, özellikle ülkede derinleşen ekonomik krizlerden bahsetti.

 

Temmuz Savaşı’ndan sonraki 14 yılda Hizbullah kapasitesini nasıl geliştirdi?

 

Nasır Kandil: Aslında, Hizbullah’ın 2000 yılında herhangi bir koşul veya müzakere olmaksızın Güney Lübnan’ı özgürleştirmesiyle ilgili olarak, herhangi bir analist, bölgenin 2000 yılından sonra Direniş ve (İsrail) İşgal Ordusu arasında bir yarışa tanık olduğunu anlayabilir.

 

İsrail, iç bölgelerini korumak amacıyla kendisini sınırlarda konumlandırdığını, yıpratma savaşı döneminin sona erdiğini, caydırıcılık kapasitesini iradesine göre yönlendirebildiği bir aşamaya doğru ilerlediğini iddia etti. Buna karşılık Direniş, İsrail’in Lübnan’dan aşağılanarak ve zorla geri çekildiğini söyledi ve bu geri çekilmenin yalnızca İsrail varlığının işgal ettiği toprakları tutma kapasitesinin değil, aynı zamanda herhangi bir yeni savaşa girme kapasitesinin de geri sayımının başlangıcı olduğunu vurguladı.

 

İsrail’in 2005’te Gazze’den çekilmesi ve El Aksa Ayaklanması (El Aksa İntifadası) Direniş’in söylediklerini doğruladı. İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı 2006 Savaşı, önceki çatışmaların hesabını kapatacak bir mücadele idi ve bu turu kazanan taraf, söylediklerini doğrulatmış olacaktı. İsrail 2006’da belli bir plan, teori, mekanizma ve değerlendirmeler üzerinde çalıştı, yani gelişigüzel bir şekilde savaşa gitmedi. Kısacası İsrail, “hava savaşı” teorisine güvenmiş ve onu 2006 Savaşı’nda uygulamaya koymuştur. Bununla birlikte, Direniş bunun farkındaydı, bu yüzden hava savaşı teorisini iptal etmek ve düşmanı yıpratma savaşları ile yormak ve nihayetinde yenmek için karada savaşmaya çekme amacıyla kara gücünü güçlendirmeyi seçti.

 

Direniş galip geldi. Elbette “Zafer”den bahsettiğimizde, tarihî ve nihai yenilgiden bahsetmiyoruz. Daha ziyade Direniş’in zafere ulaştığı ve İsrail’in yeniden mağlup edildiği 2006’daki bu savaşı tartışıyoruz. 2000 yılındaki Lübnan savaşı daha doğrusu 2000 yılındaki kurtuluş, İsrail’in ilk sütununu, yani Lübnan’ı işgal etme ve içinde kalma yeteneğini kaybettiğini gösterdi. 2006 Savaşı’nda da ikinci direğini, yani savaşı sürdürme ve belirlediği hedeflere istediği gibi ulaşma becerisini yitirdi.

 

İki taraf arasındaki sorun 2006 Savaşı’ndan sonra da devam etti. Tamamen yeni ve farklı bir yarışa girdiler. İsrail işgalci varlığı, onurunu geri kazanmak ve imajını düzeltmek için savaşıyor, oysa Direniş kendisini politika yapıcı kılabilecek bölgesel bir caydırıcı güç olma savaşı veriyor. İsrail’in 2006 yılından beri Amerikan koruması ve desteği olmaksızın artık ayakta kalamayacağı belli olduğundan, ABD kendi ağırlığını İsrail’in hedeflerini desteklemekte kullandı. ABD, 2000 yılında Lübnan’ın özgürlüğüne kavuşturulması ve El-Aksa İntifadası’nın ardından İsrail’in üstünlüğünün kademeli olarak aşındığını anladıktan sonra bunu telafi etmek için askeri varlığıyla Irak’a girdi.

 

Sunucu: Hepimiz Condoleezza Rice’ı ve “Yeni Orta Doğu Projesi”ni hatırlıyoruz.

 

Nasır Kandil: Kesinlikle ve bu 2006 Savaşı’nın kalbindeydi. Ancak bu savaştan önce Amerika, Lübnan’ın 2000’deki kurtuluşu ve El-Aksa İntifadası’ndan sonra beliren dengesizliği gidermek için Irak’a girdi ancak başarısız oldu. 2006 Temmuz Savaşı, Amerikan baskısı, hesapları ve desteğiyle gerçekleştirilen ikinci bir rehabilitasyon girişimiydi. Sonucu ise birikmiş yenilgiler kaydına eklenen yeni bir başarısızlık oldu.

 

O zaman mevcut tek seçenek büyük bir savaşa girmek, yani Suriye’yi devirmek olarak belirdi. Bu, “Armageddon” gibi bir şey olacaktı. Bununla birlikte, Suriye’deki savaşın yanı sıra başka farklı çatışmalar, Yemen savaşı ve Irak’ın geleceği konusundaki savaş meydana geldi. Bunlar Suriye’deki savaştan daha az önemli değillerdi.

 

Bugün, Temmuz Savaşı’ndan 14 yıl sonra sadece genel eğilimlerden değil, olgulardan bahsedebiliriz. Direniş hareketleri bir direniş gücü olmaktan çıkıp Direniş Eksenine dönüştüler. Bu bir gerçek, sadece sözden ibaret değil. Bugün, Sayın Seyyid Hassan Nasrallah “Bizi açlıktan öldüremeyeceksiniz, biz sizi öldüreceğiz” dediğinde – bunu daha sonra tartışacağız – bu ifade Beyrut’tan Filistin’e, Irak, Yemen, İran ve Suriye’ye uzanan Direniş Ekseni’nin güçlü realitesini yansıtıyor. Bu, bölge haritasını kasıp kavuran birkaç savaşın sıcağı sırasında 2006 ile 2020 yılları arasında meydana gelen ilk büyük dönüşümdür.

 

Bu yıllardaki ikinci büyük dönüşüm İşgal Altındaki Filistin’deki herhangi bir hedefi Direniş Ekseni içindeki herhangi bir noktadan vurabilecek olan füze kuşağının doğuşudur. Bu, Filistin direnişinin Gazze’nin tüm kuzeyini (İsrail bölgelerini) hedef alabildiği gibi, Güney Lübnan’daki direnişin tüm İsrail bölgesinin tamamını vurabileceği anlamına gelir. Irak direnişi Akdeniz’e bile ulaşabilecek, Yemen’deki direniş tüm Filistin topraklarını vurabilecek demektir. Suriye ve İran’ın füze kapasitesini saymadık.

 

Sunucu: İsrail’in tüm istihbarat çabaları son zamanlarda direnişin füze kabiliyetlerine odaklandı.

 

 

“Direnişin insansız hava araçları İsrail için büyük tehdit”

 

 

Nasır Kandil: Bu füze kuşağı tamamlandı; artık tartışma konusu bu değil.

 

Üçüncü büyük gelişme, sahaya insansız hava araçlarının (İHA’lar) girişi oldu. Bu silahın kullanımı Lübnan cephesi ile sınırlı değil. İsrail’in bunu doğrulayan kanıtı var. Direniş tarafından Lübnan’dan kaç kez drone gönderildi? İsrailliler, Gazze’den gönderilen insansız hava araçlarını takip edemedikleri için izlerini kaç kez kaybettiler? Daha fazla kanıt Yemen’deki dronlarda ve Dimona’nın (İsrail nükleer programının) vaftiz babasının ve Thomas Friedman’ın New York Times için Suudi Arabistan’daki Aramco’ya yapılan başarılı saldırı hakkında yazdığı önemli makalesinde yatıyor. Makale, Aramco’da olanların Orta Doğu’daki tüm Amerikan askeri üslerinde ve Dimona’ya yapılacak bir saldırıda tekrar edilebileceğini belirtiyor. Dahası, Thomas Friedman’ın bir telefon görüşmesini aktardığı İsrailli generallerden biri, “Ortadoğu’nun bir numaralı teknisyenleri olma statüsünden artık vazgeçmemiz ve bu statüyü Hizbullah ve müttefiklerine bırakmamız gerekir. İnsansız hava araçlarının kullanıldığı gelecek savaşlarda halkımızı tüfek taşımaya çağırmalıyız” diyor. Dolayısıyla bundan sonra üçüncü faktör insansız hava araçlarıdır.

 

Dördüncü büyük yeni faktör, Suriye savaşının son iki veya üç yılında mücadelenin merkezini oluşturan hassas güdümlü füzelerdir. Başlangıçta Suriye’den Lübnan’a yapılan silah tedarikini durdurmayı amaçlayan İsrail hava saldırıları, bu yıllarda “Direnişin füzelerini hassas güdüm kabiliyetiyle donatmasını engellemek” şeklindeki belirli bir hedefe dönüştü. Bugün İsrailliler hassas güdümlü füze fabrikalarından bahsediyor ve bu da bu gerçeğe teslim olduklarını gösteriyor.

 

 

“Hizbullah’ın son savaş için sakladığı asıl sürprizini bilmiyoruz”

 

 

Habersiz olduğumuz son konu, yakın zamanda Hizbullah’ın askeri medyasında yayımlanan ve “Görev tamamlandı” diyen videoda ortaya çıktı. Burada hassas güdümlü füzelere atıfta bulunulmadığı açıktır, zira Seyyid Hasan Nasrallah zaten kamuoyuna açıkça “Evet, işgal altındaki Filistin’de herhangi bir İsrail askeri tesisini vuracak kadar hassas güdümlü füzelere sahibiz” demişti. Dolayısıyla “Görev tamamlandı”nın ne anlama geldiğini hâlâ bilmiyoruz. Bu, Direnişin önümüzdeki savaşlardaki sürprizlerinden biri olarak kalacak.

 

İsrail ve Amerika bunun karşılığında ne başardı? Şimdiki durumları Temmuz Savaşı’dakine (2006) benziyor; bugün savaşa sadece tek ayakla gidiyorlar. Temmuz Savaş’ında hava kuvvetlerine güveniyorlardı ve bugün de dayandıkları şey mali yaptırımlar. Direniş bu ayağı kırmayı başardı mı? Evet diyorum ve bu tartışmayı daha sonra genişleteceğiz.

 

Sunucu: Direnişin neden başarılı olduğunu tartışmaya devam edeceğiz…

 

Nasır Kandil: İlk bölümde Hizbullah’ın 2006’dan 2020’ye kadar kaydettiği ilerlemeden bahsettik. İsrail de bu 14 yıl boyunca gücünü geliştirmek için çalıştı. Ne yaptığını görelim.

 

Öncelikle İsrail iç cepheye odaklandı. Ana amacı, inisiyatifi ele geçirmek için bir plan hazırlamak değil, Temmuz Savaşı’nın sonuçlarıyla yüzleşmekti. Hizbullah, hazır olma seviyesi, ağ oluşturma yetenekleri (yani, Direniş Ekseninin bölge genelinde daha fazla entegrasyonu) ve savaşma kabiliyeti açısından gittikçe yükseldi. Bu arada Siyonist rejim ne yaptı?

 

(Birincisi), İsrail’in Katyuşa füzelerini (engellemek için) hazırladığı Demir Kubbe şimdi hassas güdümlü füzeler ve insansız hava araçları tarafından tehdit ediliyor. İsrailliler av tüfekleriyle füzeleri vuracaklarını söylemeye kadar geri gittiler!

 

İkincisi, İsrail iç cephesi daha da çöktü ve şimdilerdeki Korona zamanında durum daha da kötü.

 

Üçüncüsü, Temmuz Savaşı’nın yansımalarından biri olan siyasi parçalanmadır. Temmuz Savaşı’ndan bu yana İsrail rejimi, kendini siyasi olarak yönetebilecek tarihsel-siyasal bir bloğu yeniden kurmadaki yetersizliğine saplandı. Bu parçalanma, seçimin art arda üç kez tekrarı ile zirveye ulaştı.

 

İsrail’in son 14 yılda keşfettiği son nokta, bozulmuş moraline çözümünün olmadığıdır, çünkü biz sadece teçhizat, ordular, silahlar ve lojistik planlardan değil, insanlardan ve zihinsel durumlarından bahsediyoruz. Hizbullah, İsrail rejimini alaşağı edebileceğine artık daha fazla güveniyor. Seyyid Nasrallah son konuşmalarından birinde çıkıp İsrail’in savaşsız bir şekilde çökeceğine dair gerçek bir ihtimal olduğunu ve bu neslin Kudüs’ün kurtuluşuna tanıklık edeceğini söylediğinde… Diğer yandan İsrail’i bir hayal kırıklığı içinde buluyoruz. Pek çok İsrailli general, “Zaman bizim lehimize değil. Dünün savaşı bugünkü savaştan ve bugünkü savaş da yarınki savaştan daha iyidir” diyor.

 

Bugün, Seyyid Nasrallah bize İsrail’in varlığını yalnızca bölgedeki Amerikan varlığı sayesinde sürdürebildiğini ve İsrail ile yapılacak son savaşın bölgedeki Amerikalıları atmayı hedeflediğini söylüyor.

 

“Direnişin tüm bölgeyi kalkındaracak ekonomik bir projesi var”

 

 

Sunucu: Bugün İsrail’i hedeflerine kim ulaştıracak? Ana aktör kimdir? Birleşik Devletler mi? Zira bir makalenizde de belirttiğiniz gibi, Seyyid Nasrallah’ın 7/7/2020’deki son konuşması, Direnişin İsrail işgalini ve Amerikan hegemonyasını yenme yeteneğinin en canlı örneğini sunuyor. Ama Nasrallah bugün bu askeri direnişi ekonomik direnişle nasıl birleştirebilir?

 

Nasır Kandil: Direnişin gücünün üçüncü bir ayağı daha var. İlk sütun askeri yeteneklerdir. İkinci sütun, Direniş Ekseni anlamına gelen siyasi cephedir. Üçüncü sütun ise ekonomik yeniden yapılanmadır. Direniş ekonomisi olmadan, destek tabanı ve çevresi içinde uyum sağlama yeteneğinden söz edilemez. Burada söylemek istediğim, Direnişin aldığı önlemlerin ve atılan adımların yeni olmadığıdır. Şu anda baskı altında bulunması yüzünden Direnişin bunları keşfetmekte veya çözüm aramakta olduğu doğru değildir. Bu aslında orijinal programıydı. Orijinal programının başlığı, Lübnan’ın birden çok kaynağa (ekonomik, mali ve politik ilişkiler için) sahip olduğu gerçeğini temel alan “Doğuya Açılma” idi ve hâlâ öyledir. Orijinal programı, tek bir ekonomik bir pazar oluşturmak için bölge ülkeleri arasında Sykes-Picot tarafından yaratılan sınırların kaldırılmasını amaçlamaktadır. Orijinal programı, sanayi ve tarıma dayanmak ve komşu ülkelerle ve diğerleriyle ticarette ulusal para birimini esas almaktır. Direnişin orijinal planı budur. Ancak bu plan şimdi uygulamaya konuluyor. Bu plan, Amerikalıların koşulları rahatlatmalarını sağlamak için kullanılan bir müzakere silahı değildir. Amerikalılar işbirliği yapmak isterlerse hoş karşılanırlar, ancak yapmazlarsa biz bu planı izlemeye devam edeceğiz. Her iki durumda da bu plan revizyona tabi değildir. Sanayi ve tarım Lübnan’ın nesnel ihtiyaçlarıdır.

 

Sanayi ve tarıma gelince… Bu arada 1960 yılında, Irak pazarı %60 oranında Beyrut Limanı’nı ve Lübnan sanayi üretiminin %30’unu kullanıyordu. Körfez’e zamanında süt, peynir, meyve suyu, giyim ve ayakkabı ihraç eden Lübnan, bugün sadece 200 milyon dolarlık süt ve peynir ithal ediyor! Kısacası rantiye ekonomisinin tahrip ettiği tarım ve imalat sektörlerinin canlanması orijinal plandır. Tepkisel bir davranıştan bahsetmiyoruz.

 

Lübnan halkı, petrol ürünlerini Lübnan pounduyla satın almaktan bahsettiğimizde şunu bilsin… İran’dan satın almak istemiyor musunuz, öyleyse Suudi Arabistan’dan satın alın. Suudi Arabistan ve BAE ile arkadaş değil misiniz? Bu ülkeler bize Lübnan lirası ile petrol ürünleri satsın. Lübnan pazarında dolar talebinin yarısı petrol ithalatından kaynaklanıyor. Lübnan Merkez Bankası rezervlerini tüketiyoruz. Petrol ithalatında kullanmaya devam edersek, on yıl yerine beş yılda tükenecek.

 

Seyyid Nasrallah, İran’ın yardım etmeye hazır olduğunu duyurdu ve petrol ithalatı bütçenin yarısını tükettiğinden, bu demektir ki Direniş ABD dolarının yarattığı baskının yarısını kaldırmayı, yani döviz kurunu 3000’e veya 4000’e getirmeyi öneriyor (bu petrol ürünlerini Lübnan lirası ile alırsak). Yalnızca İran’dan ithal etmek zorunda da değiliz. Başka bir ülkeden herhangi bir teklif getirin.

 

Sunucu: Doğru… Amerikalılar için ekonomik savaş Hizbullah’ı hedef alıyordu. Ancak Lübnan’ın tamamı bu savaşın acı sonuçlarını yaşıyor.

 

Nasır Kandil: Burada, şeyleri doğru perspektife oturtabilmek için başka bir şey söylemek istiyorum. Ekim 2019’da gösteriler başladığında, Pompeo ve ekibi uyarıların ötesine geçti. Jeffery Feltman (Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı) Amerikan Kongresi’nde şunları dedi: “Bu ayaklanmanın etkisini abartmayın. Lübnan’ın Çin ve Rusya için av olmasına izin vermeyelim.” Açık açık Çin’in Lübnan’ın Ortadoğu’daki 5G teknoloji üssü olmasını istediğini söyledi.

 

 

“Seyyid Nasrallah, siz bizi değil biz sizi öldürürüz, derken ne mesaj verdi?”

 

Amerikalıların bu maksimum ekonomik baskısına sadece ekonomik mülahazalar yüzünden cevap veriliyor değil. Yanılmayın. Bunun nedeni, Amerikalılara Lübnan’da durum daha da kötüleşirse Direnişin ne yapabileceği konusunda oldukça güçlü bir güvenlik mesajının iletilmesidir.

 

Seyyid Nasrallah gibi büyük önemde, statüsü belli bir figür çıkıp “seni öldüreceğim, seni öldüreceğim, seni öldüreceğim” dediğinde… Bu sözler kâğıda yazılmıştı. Bunları konuşması sırasında öfkeyle söylemedi. Yeni bir denklem kuruyordu. Dedi ki: “Beni açlık veya ölüm arasında seçim yapmaya zorluyorsun. Cevabım ise ‘Seni öldüreceğim, öldüreceğim, seni öldüreceğim!’ olacak.” Arabulucular hemen “Neler oluyor? Nasrallah burada ‘seni öldüreceğim’ demekle ne demek istiyor?” diye sormaya geldiler ve gerekli cevabı aldılar. Cevap şu olabilir:  -cevabı ben bilmiyorum, sadece Direniş biliyor- ABD ve İsrail’in asla beklemeyeceği güçlü bir askeri darbe! ABD güçlerinin Irak ve Suriye’den çıkarılmasının sıfır saatinin açıklaması mı? Olabilir. Örneğin Dimona’ya (İsrail’deki nükleer reaktör) hassas güdümlü bir füze saldırısı mı? Muhtemel. Lübnan’ın güneyindeki askeri cepheyi ve Şeba Çiftliklerini ve Golan Tepeleri’ni tek seferde kurtarma başlığı altında Golan Tepeleri cephesini (Suriye’den) açmak için bir şifreli söz mü? Belki. Bu, Nasrallah’ın yönlendirdiği uyarının seviyesi ve büyüklüğüdür.

 

Direniş, halkı kötüleşen ekonomik kriz yüzünden acı çekerken boş durmayacaktır. Ekonomik yeniden yapılanmanın temellerini atarak açlıkla mücadele edecek çünkü bu onun projesidir. Bu ekonomik yeniden yapılanma sadece ABD yaptırımlarıyla savaş çerçevesinde değerlendirilemez. Direniş bu projeyi başlatmak için bir fırsat buldu. Lübnanlı diğer partiler bu önerileri daha önce kabul etmemiştiler.

 

Birilerinin iddia ettiği gibi Çin ile ekonomik işbirliği yaparak ve Doğu totalitarizmini yükselterek Lübnan’ın kimliğini değiştirmek mi istiyoruz? Hayır. Ama NATO üyesi Türkiye Rusya’ya gidip S-400 füze sistemleri satın almaya cesaret ederken, biz Lübnanlılar eski Başbakan Saad Hariri’nin almaya söz verdiği Kalaşnikof mermilerini bile almaya cesaret edemiyor muyuz? YİD (yap-işlet-devret) sözleşmeleri kapsamında elektrik santralleri, fabrikalar ve tüneller inşa etmek için Çin bize 10 milyar dolar teklif etti, ancak bu teklifleri kabul edecek cesaretimiz yok çünkü ABD’nin bize kızmasından korkuyoruz!

 

Sunucu: Suudi Arabistan bile şu anda Çin ile işbirliği yolları için müzakere ediyor…

 

Kandil: Herkes Çin’e dönüyor. Bugün Boston Limanı’na bakın, çalıştırma ve boşaltma için gerekli tüm ekipmanlar Çinli!

 

Sunucu: Tüm bunlar Amerikan-İsrail endişelerine dayanıyor, Bay Nasır.

 

Nasır Kandil: Direnişin ekonomik vizyonu budur. Tüm bu resmin askeri boyutu başka bir şeydir. Askeri boyut şudur: onlar finansal tehdidin çıtasını yükselttiklerinde, biz de askeri tehdidin çıtasını yükseltiriz!

https://irangercekleri.net/seyyid-hasan-nasrallah-roportaji-4-bolum/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu