İmam Ali Hamaney

İmam Seyyid Ali Hamanei: Amerikan ve İngiliz Aşısının Ülkeye Girişi Yasaktır

İslam İnkılabı Rehberi, 19 Dey yıl dönümü münasebeti ile yaptığı konuşmada, İran ve Irak halkının Şehit Süleymani ve Şehit Ebu Mehdi Mühendis’in onuruna gönüllü olarak düzenledikleri etkinliklerden dolayı takdir ve teşekkür etti.

İslam İnkılabı Rehberi’nin 19 Dey konuşması her yıl İmam Humeyni’nin (r.a) Hüseyniyesi’nde toplanan Kum şehri ahalisinden binlerce kişiye hitaben yapılıyordu ancak bu yıl pandemi nedeni ile televizyondan yapıldı.

İmam Hamanei’nin konuşmasından bazı bölümler şöyle:

Bu sene yıllık görüşmemiz maalesef bu şekilde oldu. Kumlu aziz kardeşlerimin münevver çehrelerini görmekten mahrum oldum ancak ne yapalım, bu da hayatın başka bir cilvesidir, iniş çıkışlarından biridir ve hayat iniş çıkışlarla doludur.

Korgeneral Şehit Süleymani’nin şehadet yıl dönümünde ülkede yapılan destansı etkinlik nedeniyle ilahi hamd ve senayı yerine getirmeyi gerekli görüyorum. Şehit Süleymani ve Şehit Ebu Mehdi, ülkenin genelinde halkın kendiliğinden ve gönüllü olarak düzenlediği etkinliklerde somutlaşıp mücessem hale geldi ve halkın bu görkemli hareketi ile ülkenin, milletin gövdesine yeni bir ruh üflenmiş oldu. Hiçbir bildiri veya talimatla böyle bir hamle yapmak mümkün değildi.

Hakeza, Bağdat’ta ve bu ülkenin kimi diğer şehirlerinde Iraklı seçkin komutan Şehit Ebu Mehdi ve Şehit Süleymani’nin onuruna düzenlenen hayret uyandırıcı büyük merasimler de böyledir. Gerek burada gerekse Irak’ta bu merasimlere katılan bütün kardeşlerime içtenlikle teşekkür ediyorum.

Yine Kırman şehitlerinin toprağa verilmesi sırasında ve keza Tahran’da yaşanan talihsiz ve acı verici uçak kazası sırasında yaşamını yitiren şehitleri de yad etmem gerekir. Bu hadiseler ülke yetkililerini de hüzne boğmuştur. Kırman ve Tahran şehitlerini rahmetine nail eylemesini Allah’tan diliyorum.

Fahrizade’nin şehadetinin kırkıncı günü dolayısıyla onu da saygıyla anmak istiyorum. Şehit Fahrizade değerli ve büyük bir şahsiyetti. Bu son dönemde iki büyük ilmi şahsiyeti yitirdik. Biri, Şehit Fahrizade ve diğeri Ayetullah Misbah Yezdi. Her ikisi de yönettikleri kurumlarda değerli bir miras bıraktı. Allah’ın izni ile bu miras en iyi şekilde devam edecektir.

19 Dey destanının içeriğini, muhtevasını koruyup muhafaza etmeliyiz. Hem hadisenin kendisini, diri tutmak anlamında koruyup muhafaza etmeliyiz hem de bu hadisenin muhtevasını. Her hadisenin bir içeriği ve manası vardır. Bu hadisenin içeriğini doğru anlayıp korumalıyız.

Bugün kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile birlikte art niyetli kimseler olayları manipüle edip yanlış yorumlayabiliyor.

Bugün casusluk ve istihbarat servislerinin en önemli işlerinden biri, budur. Dünyanın önemli olaylarını resetleyip başkalarının dili ve kalemi ile, ünlü şahısların makale ve analizleri ile istedikleri şeyi bir olayın yorumlanmasında yansıtıyorlar. En son, bir Amerikalının derleyip yazdığı bir kitap okudum. Bu kitap CIA casusluk servisinin dünyadaki önemli medya organları ve dergiler üzerindeki tasallutunu ele alıyor.

CIA yaptığı bu faaliyetlerle yalan ve yanlış yorumlarını aktarıp kamuoyunu saptırıyor. Bu sürekli var olan bir tehlikedir.

Eğer Kum hadisesi (19 Dey Kıyamı) Kum şehrinde bitip bu şehirle sınırlı kalsaydı o zaman bunun duygusal ve hemen geçip giden bir hareket olduğu söylenebilirdi. Ancak Kum şehri ile sınırlı kalıp bitmedi. Kum’dan Tebriz’e, Yezd’e, Kırman’a, Şiraz’a, Meşhed’e ve Tahran’a sıçradı ve giderek genel bir kıyama dönüştü. Kıyamı başlatanlar Kumlular’dı ancak Kum’la sınırlı kalmadı. 5-6 ay içinde genel bir kıyam haline geldi.

Sonra bu kıyam temelinde tarihte benzeri az bulunan büyük bir halk devrimi şekillendi. Halkın memnuniyetsizlikleri, kızgınlıkları zaman içinde birikmişti ve İmam Humeyni’nin (r.a) derslerinden, yaptığı konuşma ve yazılı açıklamalarından da kendileri için fikri bir dayanak bulmuşlardı.

Belirleyici olan iki önemli noktanın burada altı çizilmesi gerekir. Bu genel hareketin lideri, bir taklit mercii, büyük bir din alimi ve dinin temel öğretilerini terviç eden seçkin bir şahsiyetti. Mücadelenin ilk günlerinden itibaren de bu büyük lider halkı dine davet ediyordu. İmam’ın daveti dini temellere yaslanıyordu. Eğer itiraz ediyorduysa, bir öneride bulunuyorduysa bunu dini temellere dayanarak yapıyordu. Dolayısıyla halkın hareketi, dini bir hareketti.

İmam Humeyni’nin (r.a) çalışması, baştan itibaren dini temellere dayalıydı. İkinci nokta, Kum halkının kıyamından yaklaşık bir hafta önce, Amerika Başkanı Tahran’da Pehlevi rejimini ve Muhammed Rıza Şah’ı yüzde yüz desteklediğini açıklamıştı.

Dolayısıyla Kum halkının bu hareketi, bir anti-Amerikancı hareket, anti-emperyalist ve istikbar karşıtı bir hareketti. Kendi çıkarları için Pehlevi’nin yozlaşmış, diktatör ve din karşıtı rejimini destekleyen habis güçlere karşı yapılan bir kıyamdı. Bu kıyamın hem dini yönü hem anti-Amerikancı yönü vardı. 19 Dey kıyamı, büyük putun gövdesine vurulan ilk İbrahimi darbe olarak sayılabilir. Ondan sonra da bu kıyam devam etti ve sizler bugün o büyük put olan Amerika’nın halini ve içine düştüğü durumu görüyorsunuz. Sözünü ettikleri demokrasinin ne halde olduğunu, seçimlerinde yaşanan rezaletleri görüyorsunuz. Dem vurdukları insan hakları da hakeza. Her gün ve her saatta bir, sokaklarda bir siyahiyi öldürüyorlar ve katili de kimse takip etmiyor. Ekonomileri de felç olmuş durumda. Amerika ekonomisi gerçekten felç olmuştur. Daha ilginç olanı ise, bazı kişilerin Amerika’yı hala kendi kıblesi olarak görmesidir.

Amerika’nın ülkemizdeki varlığının getirisi, ekonomik ve bilimsel fakirlik, kültürel yozlaşma, ibahilik ve laubalilik olmuştur. Bazıları Amerika ile barışıp teamül içine girersek ülkenin cennet-i a’la olacağını sanıyor.

Amerika kendi faydasını, kendi çıkarlarını bölgenin mevcut şartlarda istikrarsızlık içinde kalmasında görüyor. Bölgeye tam hakim olana kadar da böyle görecek. Bunu kendileri söylüyor, kendileri itiraf ediyor. Bir Amerikan düşünce kuruluşunda çalışan ünlü bir uzman, İran’da, Irak’ta, Suriye ve Lübnan’da istikrardan yana olmadıklarını açıkça dile getirdi. Temel mesele, bu ülkelerde istikrarsızlığın gerekip gerekmediği değil, nasıl istikrarsızlık çıkartırız meselesidir. Bir yerde IŞİD ile, bir yerde 88 (2010) fitnesi ile ve gördüğünüz gibi bölgede yaptıkları diğer çalışmalarla nasıl istikrarsızlık çıkarırız diye çalışıyorlar.

Biz, Amerika’nın istikrarsızlaştırıcı çabalarına karşı durduk. Amerika 2010 yılında İran’ı istikrarsızlaştırmak istedi. Yani bugün 2021’de kendi başına gelen belayı başımıza getirmek istedi. Kongere’nin bazı kişiler tarafından işgal edilme olayının aynısını İran’da çıkarmak istiyorlardı. Kaos icat ederek iç savaş çıkarma peşindeydiler.

Katettiği yola baktığımızda ülkenin, inkılabın kendi kıvamını, istihkamını ve olgunlaşmasını onlarca kat, hatta diyebiliriz yüzlerce kat artırdığını görüyoruz. Biz dün mücehhez değildik, ama bugün mücehhez ve donanımlıyız. Birçok engeli aştık. Amaç, yeni İslami medeniyeti kurmaktır. Sultacı güçlerin yolumuzun üzerinde çıkardığı engelleri, ayak bağlarını aşmalıyız. Amerikan yönetimine karşı tutumlarımızın temelinde bu düşünce ve felsefe yatıyor.

İslam Cumhuriyeti ve Amerika’nın başını çektiği emperyalist cephe arasındaki meydan okumada tekrarlanan konulardan biri, yaptırımlar konusu; diğeri İran’ın bölgesel etkinliği ve bir diğeri İran’ın savunma ve füze gücü konusudur.

Onlar sürekli bir şeyler söylüyorlar, sürekli konuşup dırdır ediyorlar. Bu taraf da kendilerine bir yanıt veriyor. Hem dahili hem askeri yetkililer, hem dışişleri bakanlığındaki yetkililer hem de halkın kendisi bu üç meselenin cevabını vermişlerdir.

Batı cephesi ve düşmanlarımız bu habaset dolu çirkin hareketi, yani İran milletine yönelik yaptırımları hemen durdurmakla mükelleftirler. Bu, haince ve çirkin bir harekettir. İran milletine yönelik sebepsiz büyük bir düşmanlıktır. İran milletine düşmanlık yapıyorlar.

Farz edelim ki yaptırımlar kalkmayacak. Yaptırımlar elbette ki giderek etkisiz hale de gelecek. Biz ülkenin ekonomisini, yaptırımların gidip gelmesiyle, düşmanın kurduğu oyunlarla sorun yaşamayacak şekilde planlamamız gerekiyor. Bunu ben değil, ekonomide görüş sahibi kimseler, ülke için bağrı yanan insanlar diyor. Biz, direniş ekonomisinden ibaret olan bu konuyu bir politika olarak deklare ettik ve çok ciddi şekilde izlenmesi gerekir.

Bizim bölgesel varlığımız ve sürekli İran’ın bölgedeki varlığının sorgulanması konusuna gelince, İran bölgedeki dostlarını güçlendirecek şekilde davranmakla yükümlüdür. Varlığımız, dostların ve taraftarların takviye edilmesi anlamındadır. Nizamın dostlarını, taraftarlarını zayıflatacak bir işi yapmamalıyız. Etkimiz istikrar getiren bir etkidir. Varlığımızın istikrarsızlığın ortadan kaldırılmasına neden olduğu kanıtlanmıştır. Örneği de IŞİD’tir.

Bölgesel varlığımız kesindir, olması gereken bir şeydir ve vardır da. İslam Cumhuriyeti, ülkenin savunmasını Saddam Hüseyin gibi beceriksiz bir kimse Tahran’ı bombalamaya kalkıştığında, elinden bir şey gelmeyecek bir duruma getirme hakkına sahip değildir. Tahran şehri ya Irak füzelerinin ya da Mig-25 tipi uçakların hedefi oluyordu.

Bugün savunma gücümüz, düşmanlarımızı hesaplamalarında kabiliyetlerimizi hesaba katmak zorunda bırakacak düzeydir.

İran füzeleri Amerikan insansız hava uçağını İran hava sahasında düşürüyorsa, Aynu’l-Esad üssünü yerle bir ediyorsa düşman bu kabiliyetleri hesaba katacaktır.

Öyle bir iş yapmayalım ki düşman cüret etsin ve ona karşı bir şey yapamayalım.

Bercam konusuna gelince; birinci nokta, Amerika’nın Bercam’a geri dönmesi konusunda bizim hiçbir ısrarımız ve acelemiz yoktur. Bu, bizim sorunumuz değil. Bizim tutarlı talebimiz, yaptırımların kalkmasıdır. Yaptırımların lağvedilmesi gerekir. Bu İran milletinin gasp edilmiş hakkıdır. Gerek Amerika gerekse Avrupa olsun İran milletinin hakkını eda etmekle mükelleftir. Eğer yaptırımlar kaldırılırsa Amerika’nın Bercam’a dönmesi anlamlı olur. Tabi verilen hasarların konusu da ayrı bir konudur.

Bendeniz hem yürütme hem yasama organlarındaki yetkililere, bu hususlarda dikkatle, kurallardan bir milim şaşmadan ilerleyip hareket etmeleri gerektiğini söylemişimdir.

İkinci nokta, meclis ve hükümetin Bercam’a ait taahhütleri lağvetme kararı, rasyonel, kabul edilebilir ve tamamen yerinde ve doğru alınmış bir karardır. Bir süre önce, giderek bazı taahhütleri lağvettiler. Son olarak diğer bazı taahhütleri de kenara koydular. Eğer onlar kendi taahhütlerine dönerse biz de döneceğiz. Baştan beri dediğim de buydu. İlk başlarda bu yapılmadı, ama şimdi yapılmalıdır.

Son günlerde yayımlanan eski bir televizyon programında bendenizin genç ve hizbullahi bir hükümetin işbaşına gelmesi gerektiğini ve deneyimli gençlerden yararlanmamak selaha uymadığını dediğime dair tartışma olduğunu duydum. Gençlerden yararlanmaktan yanayım. Gençliğin gücüne güvenmek, ülkenin kimi yönetim kurumlarında gençlere yer açmak ve onların yaratıcılığından, coşkusundan yararlanmak demektir.

Ülkenin gençlerin insiyatifini, yaratıcılıklarını ve gençliğin çalışma ruhunu ve motivasyonunu kullanması gerektiğine inanıyorum. Ancak yönetim kurumlarında gençlikten yararlanmalıdır derken önceki nesli kenara koyalım demek istemiyorum. İhtiyaca göre bunun gerçekleşmesi gerekir. İnkılabın başından beri de böyle olmuştur.

İnkılabın başlarında İmam (r.a), 30 yaşın altında olan bir genci Devrim Muhafızları Ordusu’nun başına getirirken diğer yandan Kara Kuvvetleri’nin başına ise yaklaşık 60 yaşlarda olan bir kişiyi atamıştı.

Orta yaşlı bazı bireyler gençler gibidir. Şehit Süleymani yaklaşık 60 yaşındaydı ama gençler gibi hareket ediyordu ve hiçbir şeyden korkmuyordu. Onun çalışma faaliyetlerine dair bilgilerin çok az bir bölümü halkın elindedir. Bazen ülkede 24 saat boyunca o kadar çok çalışırdı ki, insan çalışmalarını okuduğunda yorgun düşüyordu.

Koronavirüs için hazırlanan aşıya gelince, evvela bu, ülkenin izzet ve gurur vesilesidir. Bunu kimse inkar etmesin. Tabi konuyu çeşitli yollardan da takip ediyorlar. Nükleer santrifüjlerini gençler yaptığında büyük bilimsel şahsiyetlerden bazıları bana, ‘bunlara kanmayın’ diye mektup yazdılar. Kök hücrelerini yapmada başarılı olduklarında da yine bazıları, ‘inanmayın’ diye bana mesaj veriyorlardı. Kimileri gelip bana, ‘bunlar kabul edilebilir şeyler değil’ dedi. Korona aşısının insan testi yapıldı. İnşallah daha iyisini de yapacaklardır ve daha da kamil olacaktır. Bu gurur vesilesidir. Aşının üretilmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum.

Amerikan ve İngiliz aşısının ülkeye girmesi yasaktır. Amerikalılar aşı yapabilseydi kendi durumları böyle olmazdı. Bunlara güven de olmaz. Bazen aşıyı diğer milletler üzerinde denemek istiyorlar. Fransa’ya karşı da iyimser değilim, çünkü aramızda kirli kanların ülkeye sokulması deneyimi var.

Kamu bakımları devam etmeli. Kayıplar azalmış ama yine de fazladır. Halk sorunun çözülüp bittiğini sanmamalı. Ülke yetkilileri de gelişmeleri izlemelidir.

Bazı kişiler bu hususta bir takım önemli deneyimler yaparak onaylamış bir ilaç ürettiler, bunlara karşı çıkılmamalıdır. Her öne sürülen iddiayı kabul etmelerini değil, irdeleme ve incelemeye tabi tutmalarını söylemeye çalışıyorum.

Dün İran milleti birliğin, sarsılmaz azim ve iradenin, zamanında meydana çıkması ve cehdinin sayesinde bu görkemli devrimi, bu büyük işi başarabildi. Bugün de aynı millet aynı kabiliyetlerle, daha da artırdığı deneyimleriyle ve katlanarak büyümüş imkanlarıyla meydanda hazır bulunuyor ve bütün sorunlara galip gelebilir. Bu millet başarabilir ve başaracaktır.

https://irangercekleri.net/iran-genelkurmay-baskanindan-islam-dunyasina-birlik-cagrisi/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu